Başlangıç > Dinimiz > MEZHEPLER VE AÇIKLAMALARI

MEZHEPLER VE AÇIKLAMALARI

Mezhep, (Arapça: مذهب mezheb, çoğulu. مذاهب‎ mezāhib) bir dinin çeşitli görüş ayrılıkları nedeniyle ortaya çıkan kollarından her birine verilen isimdir.

Hicretten sonra ikinci, üçüncü ve dördüncü asırlarda birçok mezhep kurulmuştur. Bunların sayısı 20 civarındadır. Meşhur dört mezhep yaygınlık kazanınca diğer mezheplerin çoğu sadece kitaplarda kalmıştır.

Şimdi bu mezhepler hakkında kısaca bilgi verelim:

A) Sünnî Fıkıh Mezhepleri1. Yaşayan Mezhepler

a) Hanefî Mezhebi: Ebû Hanîfe Nu’mân b. Sâbit (80-150/699-767)’in görüşleri çerçevesinde şekillenen bir mezheptir. Mezhep içerisinde, Ebû Hanîfe’nin talebesi olan ve bazen ona muhalefet eden bir çok müctehid vardır. Ebû Yûsuf, Muhammed, Züfer, Hasen b. Ziyâd bunlardandır.

Kıyasın çok önemli bir yer tuttuğu Kûfe çıkışlı Hanefî mezhebi, genelde Asya’da yayılmıştır. Türkler ile Afganistan, Pakistan ve Hindistan Müslümanları genelde Hanefîdir. Suriye ve Irak gibi Arap ülkelerinde de çok sayıda Hanefî vardır.

b) Mâlikî Mezhebi: Mâlik b. Enes (93-179/712-795)’in mezhebidir. Medine halkının uygulamalarının önemli yer tuttuğu Medîne çıkışlı bu mezheb, Kuzey Afrika’da oldukça yaygındır. Sudan halkının çoğu da Mâlikîdir. Ayrıca Hicaz’da da Mâlikîler vardır.

c) Şâfiî Mezhebi: Muhammed b. İdris eş-Şâfiî (150-204/767-819)’nin mezhebidir. Mısır, Suriye ve Hicaz’da yaygın olan bu mezhebin, ülkemizin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde de oldukça çok mensubu vardır.

d) Hanbelî Mezhebi: Ahmed b. Hanbel (164-241/781-855)’in mezhebidir. Başta Hicaz olmak üzere, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’da Hanbelîler bulunmaktadır.

e) Zâhirî Mezhebi: Dâvûd b. Ali ez-Zâhirî (200-270/815-883)’nin mezhebidir. Kıyası kabul etmeyen ve nassların zahirine bakmayı esas alan bir mezheptir. Özellikle İbn Hazm tarafından yayılan bu mezheb, bir zamanlar İran ve Endülüs’te hakim olmuştu. Bir dönem Hanbelîlerin yerine dördüncü mezheb olan ve bir dönem de beşinci mezhep sayılan Zâhirî mezhebi, sonraları etkinliğini kaybetmiştir. Günümüzde Hindistan civarında az da olsa mensupları bulunmaktadır.

Bu beş mezhep arasında kuvvetli bir bağ vardır. Şöyle ki: İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik sık sık görüş alışverişinde bulunurlardı. Ebû Hanîfe’nin talebesi İmam Muhammed, Ebû Hanîfe’den sonra İmam Mâlik’e talebe olmuştur. İmâm Muhammed, İmâm Şâfiî’nin hocalarındandır. İmam Ahmed b. Hanbel ve Dâvûd b. Ali ise, İmam Şâfiî’nin talebelerindendir.

2. Yaşamayan Mezhepler:

a) İbn Şübrüme Mezhebi: Abdullah b. Şübrüme (74-144/693-761)’nin mezhebidir. İbn Şübrüme, buluğ çağına erişmemiş çocukların evlendirilemeyeceği görüşündedir. Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi’nde onun bu görüşü benimsenmiştir.

b) Sevrî Mezhebi: Süfyân b. Saîd es-Sevrî (97-161/715-777)’nin mezhebidir. Bu mezheb, hicri 500’e kadar Horasan tarafında yaşamış ve daha sonra Şâfiî ve Hanbelî mezhebi onun yerini almıştır.

c) Evzâî Mezhebi: Abdurrahman b. Muhammed el-Evzâî (88-157/707-774)’nin mezhebidir. Suriye halkı 220 yıl kadar onun mezhebini uygulamış, daha sonra Şâfiî mezhebi yaygınlık kazanmıştır. Endülüs’te de Hişâm b. Abdurrahman (788-799) zamanına kadar Evzâî mezhebi yaşamış, daha sonra yerini Mâlikî mezhebine terk etmiştir.

d) Süfyân b. Uyeyne Mezhebi: Süfyân b. Uyeyne el-Kûfî (107-198/725-813)’nin mezhebidir.

e) Rabîatu’r-Rey Mezhebi: Rabîa b. Ebû Abdurrahman (ö.136/753)’nın mezhebidir. Mâlik ve Sevrî’nin hocalarından olan bu zat, kıyaslarıyla ön plana çıkmıştır.

f) İbn Ebî Leylâ Mezhebi: Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ (74-148/693-765)’nın mezhebidir. Sevrî’nin hocalarından olan bu zatın, Ebû Hanîfe ile olan ilmî tartışmaları meşhurdur.

g) Leys b. Sa’d Mezhebi: Leys b. Sa’d el-Mısrî (94-175/713-791)’nin mezhebidir. Mısır’da kısa bir süre hakim olan bir mezheptir.

h) el-Hasenu’l- Basrî Mezhebi: el-Hasen b. Ebi’l-Hasen el-Basrî (21-110/642-728)’nin mezhebidir.

ı) el-Hasen b. Sâlih Mezhebi: el-Hasen b. Sâlih (100-199/718-814)’in mezhebidir.

i) İshâk b. Râheveyh Mezhebi: İshâk b. Râheveyh (161-237/778-851)’in mezhebidir.

j) Ebû Sevr Mezhebi: Ebû Sevr İbrahim b. Hâlid (ö. 246/860)’in mezhebidir.

k) Müzenî Mezhebi: İsmâil b. Yahya el-Müzenî (175-264/791-877)’nin mezhebidir.

l) Huzeymî Mezhebi: İbn Huzeyme en-Nisaburî (223-311/838-923)’nin mezhebidir. Sahîh adlı meşhur bir hadis kitabı vardır.

m) Taberî Mezhebi: Muhammed b. Cerîr et-Taberî (224-310/839-922)’nin mezhebidir. Câmiu’l-Beyân adlı tefsiri ve İhtilâfu’l-Fukahâ adlı mukayeseli hukuk kitabı önemlidir.

Bu alimlerin hepsi, Ehl-i sünnetin göz bebeği ve faziletli kişilerdir. Ancak tabilerinin az olması, mezheb taassubunun darbelerine maruz kalmaları, alim ve çalışkan talebelerden mahrum bulunmaları gibi sebeplerle mezhepleri uygulamada devam etmemiş, eserlerin sayfaları arasında kalmıştır.

B) Sünnî Olmayan Fıkıh Mezhepleria) Hâricîler: Sıffın savaşında ortaya çıkan hakem olayı üzerine –bunu kabul ettiği için- Hazreti Ali’ye karşı çıkan, anlaşmayı bozarak tekrar savaşmasını isteyen ve bunu kabul ettiremeyince de ondan ayrılarak “Hüküm Allâh’ındır. O’ndan başkası hakem olup hüküm veremez” diyerek Harûra’ya giden gruba, karşı çıkışlarından hareketle Hâriciler ve gittikleri yere nisbetle Harûriyye denmiştir.

Halifenin seçimle iş başına gelebileceğini, bu konuda soy ve veraset gibi hususların rol oynayamayacağını, halife kıl ucu kadar Kur’ân yolundan ayrılırsa derhal azledileceğini ve mürted sayılacağını savunurlar.

Takvaya büyük önem verirler. Temizliğin tam olabilmesi için dilin de yalandan ve bâtıl sözlerden arınması gerektiğini söylerler. Onlara göre, söz taşımak, kin, düşmanlık ve çirkin söz de abdesti bozar.

Hâricîlerin İbâdiyye kolu, uzun süre Trablus, Zengibar ve Umman da hakim olmuştur. Bugün de Cezayir, Tunus, Libya ve Umman’da mensupları vardır.

b) Şiîler: Hâricîler Hazreti Ali karşıtı olduğu gibi, Şiîler de Hazreti Ali taraftarıdır. Ona büyük bir sevgi duyarlar. Bu sevgideki aşırılıkları, birçok yanlışa sapmalarına neden olmuştur.

Şiîler, iki fıkıh mezhebi etrafında toplanmışlardır: Zeydiyye ve Caferiyye.

ba) Zeydiyye Mezhebi: Zeyd b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib (80-122/698-740)’in görüşleri etrafında şekillenen bir mezheptir. İmam Zeyd, fıkıh ve hadis konularını ele alan el-Mecmû’ fi’l-fıkh adlı önemli bir eserin sahibidir. Bu mezhepte, İmam Zeyd’in yanı sıra el-Hâdî ve en-Nâsır gibi sonraki alimlerin de önemli bir yeri vardır.

İtikatta Ehl-i sünnete çok yakın olan bu mezhebin, fıkıhta Hanefî mezhebiyle birleşen tarafları çoktur.

Zeydiyye mezhebi, günümüzde Yemen’in resmi mezhebidir.

bb) Caferiyye Mezhebi: Ca’feru’s-Sâdık b. Muhammed el-Bâkır (80-148/698-765)’ın önder kabul edildiği bir mezheptir. Bu mezhepte, Hazreti Ali’nin soyundan gelen on iki imama itaat edilmesi temel bir esastır. Bu nedenle İmâmiyye olarak da adlandırılır.  Bu mezhebin Caferiyye şeklinde isimlendirilmesi, İmâmiyye fıkhının sadece onun görüşlerinden ibaret olmasından değil, diğerlerinin aksine onun ilmini açıklama ve yayma fırsatını bulmasından kaynaklanmaktadır.

İtikatta Ehl-i sünnetten bazı önemli farkları bulunan bu mezhep, fıkıhta daha çok Şâfiî mezhebine yakındır.

Caferiyye mezhebi, günümüzde İran’ın resmi mezhebidir. Irak, Suriye ve Azerbaycan’da çok, Hatay ve Kars’ta az miktarda Caferî vardır.  Diğer bazı yerlerde de Caferîler bulunmaktadır.

Buraya kadar kısaca tanıttığımız sünnî olan ve olmayan bütün mezhepler, bizim fıkhî zenginliğimizdir. Deliller temel alınarak bütün bu mezheplerden faydalanılabilir. Çünkü, önemli olan sözü kimin söylediği değil, neye dayanarak söylediğidir. Günümüzde fıkıh sahasında çalışma yapan birçok alim, bu gerçekten hareketle diğer mezheplerin görüşlerinden de yararlanma yoluna gitmektedir. Değerli ilim adamı merhum Ö. Nasuhi Bilmen de meşhur eseri Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûs’unda yer yer Zâhirî mezhebinin görüşlerini vererek, bu noktada güzel bir örnek olmuştur.[1]

*   *   *

D) MEZHEB TAASSUBUHicri dördüncü asırdan önce halk, dini problemlerini istediği müctehide sorup, aldığı cevabı tatbîk eder, devamlı olarak bir müctehide bağlanmazdı. Alimler de, mezhep hükümleri ve beşer görüşleri üzerinde değil, Kitap ve Sünnet delilleri üzerinde sebat ve titizlik gösterirlerdi. Ancak mezheplerin teşekkülünden bir müddet sonra, menfaat ve cehalet, taassubu doğurdu. Artık mutaassıp mukallidler, delil üzerinde değil, mezheb üzerinde duruyor, başka mezhepleri kötüleyerek, delili zayıf da olsa bağlandığı mezhebi üstün göstermeye çalışıyordu.

Mezheb taassubu, şu olumsuzluklara neden olmuştur:

1. Birliği bozma

Mutaassıp ve mukallid bazı mezhep mensupları, başka mezhebe bağlı bir imama uyarak namaz kılmanın sahih olmayacağına, çeşitli mezheplere bağlı bir erkek ve kadının nikahlarının sıhhatinde şüphe bulunduğuna… hükmederek İslâm toplumunun birliğini zedelemişlerdir. İş bununla da kalmamış, Bağdat’ta Şâfiîlerle Hanbelîler, Merv ve İsfahan bölgelerinde Şâfiîlerle Hanefîler defalarca vuruşmuş, yekdiğerinin mahalle ve evlerini tahrip etmiş, galip gelenler mağlup olanları günlerce sokağa çıkarmamışlardır. İmam Taberî, Ahmed b. Hanbel’in görüşlerini, müctehidlerin ihtilaflarıyla ilgili eserine almadığı için Hanbelîler tarafından evi taşlanmış, vefat ettiği zaman da ancak gece evine defnedilebilmiştir.

2. Hatada ısrar

Mukallid, sözüne uyduğu imamın delillerini incelemediği, bu uyuşu bir tercihe dayanmadığı, ilim ve akıldan çok his ve telkine bağlı bulunduğu için kendisine kitap ve sünnetten bir delile dayanan, fakat mezhebine uymayan bir hüküm getirildiği zaman “eğer bu dediğiniz gibi olsaydı, benim imamım onu bilirdi…” gibi temelsiz iddialarla gerçeğe sırt çevirebilmektedir. Halbuki sahâbe de dahil olmak üzere her nesilden büyük müctehidlerin bilmediği nice delil ve hükümler olmuştur.

İzzuddin b. Abdisselâm (ö. 660/1262), konuyla ilgili olarak şöyle demiştir: “Şaşılacak şeydir ki, mukallid fıkıhçılar, imamlarının dayanağı olan delilin zayıf olduğuna vakıf oldukları ve bu zayıflığı giderecek bir delil de bulamadıkları halde, yine imamlarını taklîd etmekte, kitap ve sünnetin teyit ettiği hükmü çürük tevillerle ve sırf imamını savunmak için terk etmektedirler… Bu mutaassıp mukallidler zuhur edip de imamlarını sanki peygambermiş gibi taklîd etmeye başlayıncaya kadar halk dilediği alimden müşkilini soruyor, bir mezhebe bağlı kalmıyor ve kimse de bunu ayıplamıyordu.”

3. İctihâd karşıtlığı

Kendi imamlarından başkasının ne imametine, ne de faziletine razı olan mutaassıplar, ictihâd ehliyetini elde ettiği için, imamlarına bağlanmadan dini meseleler üzerinde fikir yürüten bir kimseye rastlayınca -hadleri olmadığı halde- onun ehliyetini inkar etmiş, insafsız tenkitlerini ona yöneltmiş ve ellerinde delil bulunmadığı halde böyle kimseleri doğru yoldan ve cemaatten ayrılmakla suçlamışlardır.

4. İctihâd hareketini durdurmak

Taklîd ve taassubun en büyük zararı, ictihâd faaliyetini durdurmuş olmasıdır diyebiliriz. Dördüncü asırdan önce, hem farz, hem de çok şerefli bir ilim payesi olarak görülen ictihâd, teoride olmasa da pratikte garip ve çirkin bir iş gibi karşılanmış, dini gayret ve medeni cesaret sahibi bazı müctehidler, bu sıfatlarıyla ortaya çıktıkları zaman kendilerine cephe alınmış ve hakaretlere maruz kalmışlardır. İbn Teymiyye, Suyûtî ve Mercânî gibi alimleri burada örnek olarak hatırlayabiliriz.

5. İslâm hukukunun gelişmesini engellemek

İctihâd, hukukun hayatı demektir. ictihâdsız bir hukuk sisteminin –özellikle İslâm hukukunun– gelişmesi ve yaşaması mümkün değildir. Bizim “bir hukuk sisteminin yaşamasından” maksadımız onun toplum hayatına girmesi ve yaşanmasıdır. Taklitte ısrar ve ictihâda karşı tepki zamanla hukukun donmasına, yürüyen hayata ayak uyduramamasına neden olmuş, İslâm aleminin birçok yerlerinde şer’î hükümlerin ya toptan veya kısmen terk edilmesine, bunların yerine dış kaynaklı sistemlerin kabul edilmesine yol açmıştır.

Taklîdin bu zararına, biri meydana gelmesinden önce, diğeri de sonra isabetle parmak basan iki alimimizin söylediklerini naklederek konuya son vermek istiyoruz:

Dâru’l-fünûn-i Osmânî Hukuk Fakültesi Usûl-i Fıkıh Müderrisi M. Seyyid Bey, fertler için bile sabit olmayan tek mezhebe bağlılık mükellefiyetinin, devletin yasama kuvvetine musallat kılınmasının doğru olmayacağına işaret ettikten sonra şöyle demiştir: “Bilirim, memleketimizde alim geçinen bir takım cahil ve şer’î hakikatlerden tamamen gafil taassup sahipleri vardır ki, taassup onların iliklerine işlemiş ve kalplerinin en derin köşelerine kadar kök salmış olduğundan onlar bizim sözlerimizi kabul etmezler. Zaten bizim de sözlerimiz onlara değil, insaf duygusu taşıyan, irfan nuruyla aydınlanmış bulunan izan sahiplerinedir. O gibiler, sabit gerçekleri deliller ile değil, zamanın vakıaları ile tasdik ederler. Lakin korkarım ki, onlar takdir ve tasdik edilinceye kadar hükümet, zaruretin sevkiyle Avrupa kanunlarını terceme ederek tatbîke mecbur olacaktır. Nitekim Ticaret, Ceza, Usûl-i Muhâkeme kanunlarını o sûretle yapmıştır. İşte o zaman gözler açılacak ve pek acı nedametler hissedilecek amma iş işten geçmiş bulunacaktır.

İşinin âkıbeti âkıle der-piş gerek,

Kâr-ı evvelde kişi âkıbet endîş gerek.”

Ord. Prof. Ebu’l-ulâ Mardin merhum, Mecelle’yi tahlil ve tenkit ederken şu satırları kaydetmiştir: “Halkın ihtiyaçlarına geniş sahada cevap vermek, ihtilaflı meselelerde açıktan açığa kat’î hükümler sevkederek her türlü şek ve tereddüdü önlemek ve ezmânın tebeddülünü nazara almak icap ederdi. Halbuki hükümleri tedvinde dar bir çerçeve içinde, Hanefî mezhebi hükümleriyle iktifa cihetine gidildi. Ve iç siyaset endişesiyle tehâşî ve ihtirâz mesleği güdüldü. İşte bu yüzden, Mâlikî mezhebindeki alacağın temlîki ve borcun nakli gibi Roma hukukunda bile bulunmayan ve ilk olarak tedvini Alman Medeni Kanunu’na bir fahr u şeref vesilesi veren hükümlerden faydalanma fırsatı kaçırıldı… Hele hele menkul malın kabzından evvel bey’ine (satımına) cevaz göstermeyen ve Hanefî fıkhına uygun olarak yazılan madde ile Mecelle’ye en büyük fenalık yapıldı…”[2]

OĞUZ ATUÇURAN

http://static.virgul.com/theme/_swf/vnet.profile.v2.swf

Kategoriler:Dinimiz
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: